ADATEPE TAŞMEKTEP 2017
 YAZ SEMİNERLERİ ve ATÖLYELER PROGRAMI

9 - 11 Haz  :

Kokunun Kültürel Tarihi

 

Vedat Ozan

Dış dünyayla iletişimde önemli yer tutan beş temel duyudan biri olan “koku” duygusu hakkında temel bilgiler. Kokunun bellekle ilişkisi, cinselliğe etkisi, moda dünyasındaki yeri, lezzet içindeki önemi. İnsanlar koku duyusu aracılığıyla birer tüketici olarak nasıl yönlendirilir? Parfümün temel hammaddelerinin, lezzet algısında koku duyusunun rolü. Ve koku ile ilgili pek çok bilinmeyen…

Katılım ücreti: 500 TL

Seminer saatleri:
Cuma 18 00 - 20 30,
Cumartesi, Pazar 09 00 - 12 00
 


9 - 11 Haz: 

El Baskısı (Yazma) Atölyesi

 

Cemile Tuna

Yazmacılık:

Geleneksel bir halk sanatı (zenaatı) olan yazmacılık; kumaş yüzeyinin fırça ile boyanarak resimlenmesi veya tahta kalıplara oyulmuş desenlerin boyar maddeler yardımıyla kumaşa basılması işlemidir. Anadolu insanının gündelik giyiminde yemeni, çember, yağlık, tülbent gibi isimlerle kullanılan yazmalar sandıklarda bohça, sofralarda örtü, yorgan yüzü, peşkir ve mendil olarak yaşantımıza renk katmıştır.

Yazmaların desen ve renkleri basıldıkları bölgelerin coğrafi konumlarına, bitki özelliklerine göre farklılık göstermektedir. Örneğin; Tokat yazmalarında bölgenin zengin meyve çeşitleri, kirazlar ve elmalar doğal görünümleriyle kalıplara oyularak istifler halinde kumaş yüzeyine basılmıştır. Geçmişte Tokat yazma hanında Siyah-beyaz (karakalem) ve çok renkli (elvan) tekniklerinde basılan geleneksel yazma örnekleri artık üretilmemektedir.

Kastamonu yazmaları Orta Asya - Anadolu hayvan üslubunun karakteristik özelliklerini taşır. Merkezi kompozisyonda yerleştirilen geyik, kuş, at, horoz gibi bölge hayvanları siyah-beyaz kontür kalıplarıyla basılan sofra örtüleri, endüstriyel baskıların ucuz rekabetine karşın halen üretimini sürdürmektedir.

İstanbul yazmaları Bizans-Osmanlı ortak sanat ve kültüründen beslenen motif zenginliğine sahiptir. Hıristiyan ve İslam inançlarında yer alan çiçek buketleri, çelenkler, kandiller, madalyonlar, kadın figürleri ve tavus kuşlarının basıldığı yazmalar İmparatorluğun görkemini yansıtmaktadır. İstanbul Boğazı kenarında Üsküdar, Kandilli, Yeniköy gibi merkezlerde Ermeni ve Türk sanatkarlar tarafından üretilen yazmalar, yazmacılık tarihinin özgün örnekleri olarak Türk tekstil tarihinde yer almaktadır.

Anadolu'da Diyarbakır, Gaziantep, Bartın gibi merkezlerde yapılan yazmacılık sanatı pek çok geleneksel zenaat gibi teknolojik gelişmelere direnememiş ve kaybolma aşamasına gelmiştir. El becerisine dayanan yazmacılık endüstriyel baskı teknikleri, ucuz kimyasal boyalar, hızlı üretim, değişken moda akımları, tüketim çılgınlığı ile rekabet edememektedir.

Yazmacılık Üniversite Tekstil programlarında ders konusu olarak işlenmekte ve bazı araştırma merkezlerinde yeniden üretilmektedir. Yazmacılığın tanıtımı, örneklerinin kapalı sandıklardan çıkarılması, çalıştaylarla belleğin tazelenmesi kültürel mirasımızın geleceğe aktarılmasına yardımcı olacaktır.

Katılım ücretsizdir

Seminer saatleri:
Cuma 10 00 - 14 00,
Cumartesi, Pazar 14 00 – 18 00

 


6 - 9 Tem: 

Türkiye'nin Siyasal Zihniyet Dünyası

 



Tanıl Bora

Modern zamanlarda Türkiye'de hüküm sürmüş siyasal ideolojilerin kimi ortak karakteristiklerini saptayabilir miyiz? Bütün ya da belli başlı siyasal akımları yatay kesen kimi motifler, meseleler, dertler, kaygılar, kompleksler var mıdır? Bu ortak karakteristiklerin varlığı bize neler söyler? Yekpare bir 'Türk zihniyeti' keşfetmek yerine istisnaların, 'sapmaların' hakkını vermek için, 'vasatın' muhasebesini yapmak nasıl mümkün olur?


Okuma önerisi: Tanıl Bora, Cereyanlar: Türkiye’de Siyasî İdeolojiler, İletişim Yayınları, 2017, İstanbul

Katılım ücreti: 500 TL


Seminer saatleri:
Perşembe 18 00 - 20 30,
Cuma, Cumartesi, Pazar 09 00 - 12 00
 


13 - 16 Tem:

Amerikan Kültürünün Temeli “Püritenizm”

 

Kürşad Demirci

Modern Amerika’nın politik dini ve ekonomik anlayışlarının dibinde Protestan püritenizmi yatar. Püritenizm İngiliz protestanlığı içinde doğdu, 17.yy’da Amerika’ya gecti. Amerikan bağımsızlık savaşından sonra Amerika’nın evangelicalist protestan inancını meydana getirdi. Modern Amerika’nın siyasetten dini ve ekonomik durumuna kadar uzanan gerçeğini anlamak püritenist kültürün analizine bağlıdır

Katılım ücreti: 500 TL


Seminer saatleri:
Perşembe 18 00 - 20 30,
Cuma, Cumartesi, Pazar 10 00 - 12 00

 


22 - 23 Tem :

İpek Yolunda Uygurlar

 

Melek Özyetgin


İslam Öncesi Türk Kültür ve Medeniyetinden Bir Sayfa:

Orta Asya’daki Eski Uygur dönemi, genel Türklük alanı içinde, coğrafya, dil, din ilişkisinin kalıcı izler bıraktığı tarihteki yegâne alanlardan biridir. Bu dönem ayrıca İslam öncesi Maniheist ve Budist bir çevrede Türk dilinin en zengin yazılı eserlerinin verildiği dönemdir. Başlangıçta Moğolistan bozkırlarında ardından göç yoluyla gittikleri bugünkü Çin sınırları içinde kalan, tarihi İpek Yolu’nun önemli bir kısmını kapsayan coğrafyada Uygurlar Orta Asya Türk kültürünün en parlak ve verimli dönemini yaratmışlardır.

Tarih sahnesinde Uygurların varlık gösterdiği ve katkı yaptığı alanlardan biri de İpek Yolu’dur. Kültür, inanç ve yaşam tarzı bakımından farklı olan Doğu ve Batı arasında İpek Yolu bir köprü vazifesini görmüştür. Bu tarihî yolun Orta Asya’daki kısmı 10. yüzyıldan başlamak üzere 14.yüzyıla kadar büyük ölçüde Uygurların hâkimiyeti altında olmuştur. İpek Yolu’nun ana güzergâhı üzerinde kurdukları şehirleriyle Uygurlar bu coğrafyanın gelişmesinde ve zenginleşmesinde önemli rol oynamıştır. Önce Maniheist ardından Budist olarak İpek yolunda zengin bir kültür yaratan Uygurların katkılarının birincil tanıkları olan Uygur hukuk belgeleri günümüze kadar ulaşmıştır. Orta dönem yerleşik Türk kültürünün en güçlü temsilcisi olan Uygur toplumuna ait bu hukuk belgeleri, gerek şahıslar arasındaki gerekse şahıslarla devlet arasındaki hukukî süreçleri bize tanıklamaktadır. Bu seminerde, eski Türk çağının sosyal, ekonomik ve kültürel yaşamı konusunda paha biçilmez değerde olan bu orijinal belgelerin ışığında Uygurlar ve İpek Yolu’na yaptıkları katkılar anlatılacak. Uygurların şehirleri nasıldı? Aralarında nasıl sözleşmeler yapıyorlardı? Sözleşmelerinde bugünkü temel hukuk kavramları kefil, müteselsil kefil, rehin, ipotek, tanık, cezai müeyyideler nasıl yer alıyordu? Kişi hakları açısından nasıl uygulamaları vardı? Nüfus sayımlarına esas olan aile beyannamelerini nasıl hazırlıyorlardı? Uygurlarda vasiyet geleneği nasıldı? Kölelerine nasıl davranıyorlardı? Uygurların aile yaşamlarında evlatlık alma ve evlat rehin verme nasıl yapılıyordu? İpek yolunun en mahir tüccarları olarak Uygurlar kağıt parayı nasıl kullanıyorlardı? İpek Yolu’nda ticaretteki en önemli alınıp satılan materyaller nelerdi? Dönemin orijinal hukuk belgelerine dayalı olarak bu soruların cevapları örneklerle bu seminer çalışması içinde değerlendirilecek.

Katılım ücreti: 300 TL


Seminer saatleri:
Cumartesi, Pazar 09 00 – 12 00

 


 

29 Tem - 3 Ağu  :

NOTOS ile Yaratıcı Yazarlık Atölyesi
  Atölye sorumlusu: Semih Gümüş

Ayrıntılı bilgi ve kayıt için :

www.notosatolye.com


4 - 6 Ağu :

Gök, Kubbe, Boşluk: Mimar Sinan
  Kamil Fırat



Katılım ücreti: 500 TL


Seminer saatleri:
Cuma 18 00 - 20 30,
Cumartesi, Pazar 09 00 - 12 00


 


17-20 Ağu : Giysinin Masalı, Masal Giysisi
  Kolaylaştırıcılar: Günnur Başar, Ayşen Sert, Gül Pekkul, Yeşim Eratlı

Bu çalışma, Masal ve İçsel anlamları (genel/kişisel) üzerinde düşünmek tasarlamak, üretmek ve bu üretim aracılığıyla iç dünyamızı, onun aracılığıyla da dış dünyayı dönüştürmek üzere planlanmıştır!


Masallar dış dünyayı anlatır gibi görünseler de aslında iç dünyamızı anlatırlar, bizi bize tanıtırlar. Masallar ve ritueller dış dünyayla bu içsel anlam arasındaki bağlantıyı kurmak için yaratılmışlardır.

Hayatımızın ilk yarısı kendimize yolculukla geçer. İnsan, bilimin söylediği gibi, dünyaya geldiğinde kendini bilen bir varlık değil, masalların söylediği gibi daha çok kendini keşfetmesi gereken biridir. İnsan doğumla ölüm arasında, kendine doğru yol alır. Masallar ona yol gösterir; devleri yenmek, kendi cadılığıyla karşılaşmak, kendi prens ve prenseslerini bulmak üzere...


Çalışma akışı:

1. Gün: geçmişi masallastırmak, masalımızla bağlantı kurmak
2. Gün: kahramanı keşfetmek, masalı yeniden yazmak, kendi masalımızı yazmak
3. Gün: kahramanı giydirmek, giysimizi dikmek
4. Gün: kahramanın dile gelmesi, geleceğin masalını kurmak, Karakterimizi giydirmek


Masalı dönüştürmek; işte sihrin yer aldığı nokta..Masalı nasıl dönüştüreceğimizi anladığımız noktada kendi hikayemiz de dönüşecektir.


Kendimizi dönüştürmek; dönüşüm yetişkinin hayatındaki büyüme ve değişikliktir. Dönüşüm yeni başlangıçlar demektir.
Son aşama! Yeni hikayenizin yolu açık olsun...


Bu atölye, Şifa Okulu* mezunlarının kurduğu Farkındalık Atölyesinin ikinci çalışmasıdır. Kolaylaştırıları, uzun yıllardır farkındalık ve şifa alanında çalışan hoca ve öğrencilerdir.


*Şifa okulu, Homeopati Derneği ve bağımsız çalışan bazı şifacılar (masaj terapistleri, psikoterapistler, Fitoterapi uzmanları) tarafından Günnur Başar yönetiminde, 2013 yılından başlayarak 3 yıl boyunca, Buğday Derneği desteğiyle, Kazdağları’nda gerçekleştirilen bu program modern bilimin acıları dindirmekte yetersiz kaldığı bir ortamda, "tam teçhizatlı" şifacılar yetiştirmeyi amaçladı ve ilk mezunlarını Aralık 2015’te verdi. Bu şifacılar yalnız teknik ile değil, hayata karşı derin bir şefkat ve gözlem ile de donatıldılar.

Ayrıntılı bilgi ve kayıt için:

Yeşim Eratlı M : 0532 297 9509
pehlivany@hotmail.com

https://www.facebook.com/groups/

https://www.facebook.com/events/

Atölye ücreti: 700 TL, çocuklar için 350 TL.


Kalış: Zeus Han- Adatepe

Tek kişilik oda:140 TL
Çift kişilik oda: 250 TL

Iletişim:
‪0286 752 0023
0543 398 2770
‪0533 398 2770

(Katılımcıların odayı kendileri ayırtmaları gerekmektedir.)

 


25 - 27 Ağu :

Anadolu’da Aşk: Yunus, Mevlana, Hacı Bektaş
  Ali Canip Olgunlu



Katılım ücreti: 500 TL

Seminer saatleri:

Cuma 18 00-20 30,
Cumartesi, Pazar 09 00- 12 00

 


 

26 - 28 Ağu :

Yaratıcılık Atölyesi
  Atölye sorumlusu: Nurten Meriçer



Ayrıntılı bilgi ve kayıt için:

www.salondecreativithe.com
salondecreativithe@gmail.com

 


 

8-10 Eyl :

Antik Kentlerde Ekonomik Örgütlenmeler ve İlişkiler: Parion Antik Kent Gezisi
  Vedat Keleş



Strabon’un Troas’ta, Lat. Claudius Ptolemaius Mysia’da, Pseudo- Scyclax’un Phrygia’da olduğunu kabul ettiği Parion kenti Çanakkale Boğazının Anadolu kıyısında, Marmara denizine doğru genişlediği doğu bölümde yer alır. Günümüzde antik kentin merkezi, Çanakkale İli, Biga İlçesi, Kemer Köyü sınırlarındadır.
2005 yılından beri yürütülen çalışmalarda özellikle nekropolis alanından elde edilen veriler göz önünde bulundurularak Parion, bir Troas kenti olarak kabul edilmektedir.

Kentin kurulduğunun düşünüldüğü M.Ö. 709 yılından sonra Parion’dan tarihi bir olay içinde bahseden ilk yazar Herodotos’tur: Anadolu’ nun Pers hâkimiyeti altında olduğu dönemlerde Skythler ile Persler arasındaki savaş durumunda Parion satrapı Herophantos’un adından söz etmiştir (M.Ö. 514- 513).

Parion kenti hem verdiği stratejik kararlar hem de jeopolitik konumu nedeniyle her daim önemli bir şehir olmuştur. Kentin öneminin farkında olan Roma, Parion’u ilki Julius Caesar ya da Augustus Dönemi’nde, ikincisi de Hadrianus Dönemi’nde olmak üzere iki kere koloni kenti olarak ilan etmiştir. Kazı çalışmalarında bulunan sikkeler üzerindeki CGIP (Colonia Gemella Iulia Pariana) ve CGIHP (Colonia Gemella Iulia Hadriana Pariana) lejantları bunu doğrulamaktadır. Kentin Hadrianus Dönemi’nde ikinci kez elde ettiği statüden sonra mimari faaliyetlerinde hızlanma olduğu tahmin edilmektedir. Özellikle kentin en göze çarpan yapılarından biri olan ve M.S. 2. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen tiyatronun mimari bezemeleri ve kabartmaları bunu göstermektedir. Parion’un Bizans Dönemi’nde de önemini yitirmediği ve önemli bir piskoposluk merkezi olduğu kente gönderilen rahiplerden anlaşılmaktadır.
 
Propontis bölgesinin güneyinde, bulunduğu jeopolitik konumu ile tarihin her döneminde bölgede söz sahibi olmak isteyen egemen güçlerin elinde tutmak istedikleri bir antik kent olan Parion’u tarihin karanlık uykusundan uyandırma düşüncesi 1995 yılında Prof. Dr. Cevat BAŞARAN tarafından ortaya atılmıştır.

Ayrıntılı bilgi için bkz:

Parion Kazıları
http://www.parion.biz


Katılım ücretii: 500 TL


Seminer saatleri:
Cuma 18 00 - 20 30,
Cumartesi 09 00- 12 00
Pazar 07 00 Kazı alanı ziyareti için hareket


 


 

14 -17 Eyl :

“İmparatorluğu” Karşılaştırmak: Küresel Tarih İçinde Osmanlı’dan Türkiye’ye
  Murat Dağlı



Küreselleşmiş ve giderek küreselleşen bir dünyada yaşadığımız artık herkesin kabul ettiği bir gerçeklik olsa da, bu dünya, hiç de, 1990’larda neoliberal küreselleşme taraftarlarının vaat ettiği dünya değil. Yaklaşık yirmi-otuz yıldır tüm hızıyla devam eden bu süreç farklı toplumsal yapıları birbirine benzeten, önyargıları ortadan kaldıran ve herkesin bu gelişmeden benzer biçimlerde faydalandığı bir süreç olmadı. Belki de tam tersine son yıllarda kültürel önyargıların, ekonomik eşitsizliklerin ve toplumsal gerginliklerin arttığı bir dünyada yaşıyoruz. Bu önyargılar, eşitsizlikler ve gerginlikler de çoğu zaman farklı tarihsel süreç ve kimliklere atıfla tartışılıyor. Hal böyle olunca, yaklaşık iki yüzyıldır belirleyici olan bir düşünce kalıbı da gücünü korumaya devam ediyor.

Bu düşünce kalıbı Batı’nın kültürel, toplumsal ve ekonomik yapısının dünyanın geri kalanından farklı bir tarihsel yol izlediği. Türkiye özelinde bu farklılık ise kaçınılmaz olarak Osmanlı İmparatorluğu tarihine atıfla anlatılıyor. Sonuçta ortaya çıkan da “onların” ve “bizim” tarihlerimizin karşılaştırılamayacak kadar değişik tarihsel dinamikleri olduğu. Bu farklılığı kesinleştiren en önemli unsur da Batı’nın 19. yüzyıldan itibaren güçlenirken Osmanlı İmparatorluğu’nın dağılmış olması. İmparatorluğun parçalanmasının travması ise gerek Ortadoğu genelinde gerekse Türkiye özelinde her düşünce akımının ve siyasi hareketin bir şekilde başa çıkmaya çalıştığı bir sorun. Bu açıdan “Medeniyet canım! Adamlar sistemi kurmuş” da, “Elhamdülillah, öğrenecek bir şeyimiz yok!” da aslında son derece benzer tarihsel yorumlara dayalı.

Ancak popüler kültür ve kamu alanı tartışmalarında indirgemeci, dışlayıcı ve ikilemlere dayalı yorumlar devam ederken, özellikle üniversitelerde en azından bir kısmı son derece ilginç, eleştirel ve ufuk açıcı çalışmalar yapılıyor. Bu çalışmaların beslendiği ve beslediği bir alan da küresel tarih ya da küreselleşme tarihi. Yaşadıkları dönemin de özelliklerinden yola çıkarak bazı tarihçiler bir süredir bir dizi soru ve sorunla uğraşıyorlar: 1990’ler sonrası ortaya çıkan küreselleşme dünya tarihinin yaşadığı ilk küreselleşme midir? Farklı küreselleşme dönemleri varsa, bunların dinamikleri ve farklılıkları nelerdir? Küresel tarih ile küreselleşmenin tarihi farklı şeyler midir? Çoğunlukla ulus-devletlerin siyasal, diplomatik, ya da askerî tarihi üzerinden yazılan tarih küresel tarih açısından yeniden yazılabilir mi? Dolayısıyla, küresel tarih dinler, kültürler ya da medeniyetler tarihinin dışlayıcı olan anlatılarını yeniden kurgulayabilir mi? Yerel olanla küresel olanın kesiştiği noktalar nelerdir? Küresel tarihyazımının belli başlı aktörleri kimler ya da araştırma nesneleri neler olabilir? Küresel tarihyazımının siyasi ya da ahlakî bir misyonu da olmalı mıdır?

Bu konularda çalışanlar binlerce yıllık süreçler içinde farklı ticaret alanlarının birbirleri ile nasıl kesiştiği, zaman zaman siyasî otorilerle işbirliği içinde, zaman zaman ise neredeyse siyasî ototerilerden tamamen bağımsız ilişki alanları kurduğu, barut kullanımının ya da bulaşıcı hastalıkların dünyadaki siyasal ve ekonomik dengeleri nasıl değiştirdiği, küresel iklim değişimlerinin (onyedinci yüzyılda ısınma değil ama bir derecelik bir soğumanın) tüm bir Avrasya kıtasının siyasi-iktisadî dengelerini yeniden nasıl kurduğu, ticaret imparatorluklarının nasıl yükseldiği, göç olgusunun aslında hiç de yeni olmadığı gibi konulardan merkezinde pamuk ya da şeftalinin olduğu küresel tarihler yazmaya başladılar.

Ancak maalesef, yine küresel dinamiklerden ayrı anlaşılamayacak nedenlerden dolayı, akademinin ürettikleri ile kamusal alandaki tartışmalar arasında açılan derin uçurumdan dolayı bu araştırmalar tarih algımızı ve düşünce kalıplarımızı değiştirmekde yeteri kadar etkili değil. Ulus-devletin ve millî kimliklerin gölgesinde doğmuş, kendi arşiv kaynaklarında büyümüş ve siyasî ideolojilerin bekçiliğine soyunmuş modern tarih disiplinin kendi kalıplarını birden kırmasını beklemek gerçekçi değil; bu yeni bir hikaye etme biçimini ve bunun da eğitim alanında yaygınlaşmasını gerektiriyor ki aslında son derece muhafazakâr olan tarih alanı için bu aynı zamanda kendi iktidarı sorgulamak demek.

Bu kısa seminerin amacı “biz” ve “onlar,” “Batı” ve “Doğu,” “Avrupa” ve “Osmanlı İmparatorluğu” gibi bir kesin ayırımlar ve ikilemlerin ötesinde düşünmeye çalışmak. Bunun için karşılaştırmalı tarih, tarihsel sosyoloji ve ekonomi tarihi çalışmalarından faydalanarak Osmanlı İmparatorluğunu kuruluşundan Türkiye Cumhuriyetine evrilişine kadar, gerek Avrupa ve gerekse Doğusu ile karşılaştırmaya ve bu karşılaştırmayı da küresel tarih içinde anlamaya çalışacağız.

Doğaldır ki bu devasa ve çok karmaşık konuyu sadece bazı yönleri ile ele alabiliriz. Bunu da bir dizi soru ve araştırmacıların bu sorulara getirdiği açıklamalara yapacağız:
İmparatorluğun kuruluşunu nasıl bir genel tarih çerçevesinde ele alabiliriz?
Küreselleşme sadece 19 ve 20. yüzyıllara ait bir olgu mudur?
Eğer daha önceki dönemlerde de küreselleşmeden bahsedebilirsek bunun Batı’da ve Doğu’daki etkileri neler olmuştur?
Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşu Orta Asya steplerinin dinamikleri ve yerleşik tarım imparatorlukları ile ilişkisi içinde nasıl düşünülebilir?
Osmanlı devleti Safavi ve Babür İmparatorluklarının kuruluşu ve yapısı ile ne derece benzer? Avrupa feodalizmi ile 14. yüzyılda kurulan bir sosyal yapı benzerlik gösterir mi?
Eğer Avrupa’nın yükselişinde Amerika’nın “keşfi” önemli bir dönüm noktası ise bu Osmanlı Devleti’nin Doğu’dan gelen baskısı ile mi olmuştur?
Avrupa’nın 16. yüzyıldan itibaren kabaca merkantalizm olarak adlandırılan politikası Avrupa’nın zenginleşmesinde ve dolayısıyla Osmanlı Devleti ile olan ticari-ekonomik ilişkisinde ne derece önemli olmuştur?
Ve sonrasında Avrupa’nın Endüstri Devrimini gerçekleştirmesinde Amerika’daki sömürgeleri ne derece önemli olmuştur?
Bu arada, tüm Avrasya kıtasını etkileyen bir 17. yüzyıl krizinden söz edilebilir mi?
Eğer bundan bahsedilebilirse, bu krizden farklı toplumsal yapılar nasıl etkilenmiştir?
15 ve 16. yüzyıllardaki bir askerî devrim gerek Avrupa ve gerekse Doğu’da ne tür gelişmelere yol açtırmıştır?
Bürokratik ve malî merkezîleşme modern devletlerin doğuşunda ne derece önemli olmuştur? Osmanlı Devleti’nin uyguladığı politikalar Avrupa devletlerinin uygulamalarına ne derece benzer?
Vergilendirme politikaları acaba Osmanlı için bir gerileme dönemi olduğu düşündüğümüz 18. yüzyılı farklı bir şekilde düşünmemizi sağlar mı?
19. yüzyıl hangi açılardan Avrupa ve dünyanın geri kalanı arasında bugün bile geçerli olan farklılığı yaratmıştır?
Osmanlı Devleti’nin bu yüzyıllardaki reform politikaları Avrupa’nın dayatması ile mi gerçekleştirmiştir, yoksa Avrupa devletlerinin kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan politikalar gibi Osmanlı Devleti’nin de kendi iç dinamikleri ile anlaşılabilir mi?
Bu açılardan bakıldığında Osmanlı İmparatorluğunun modern Türkiye’ye bıraktığı miras nedir?

Katılım ücreti: 500 TL


Seminer saatleri:
Perşembe: 18 00 - 20 30
Cuma, Cumartesi, Pazar: 09 00 - 12 00


 


 

22 - 24 Eyl :

Dünyada Popülizm Dalgası
  Soli Özel



Katılım ücreti: 500TL


Seminer saatleri:
Cuma 18 00 - 20 30
Cumartesi, Pazar: 09 00 - 12 00


 

28 Eyl - 1 Ekm :

Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet’te Aydınların Felsefe ile İmtihanı!
  Ali Utku



Geç-Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi felsefe hareketlerinin özgünlüğü sorunu tartışılırken, Hilmi Ziya Ülken’in Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi’nde dile getirdiği “Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, orijinal fikirler ve dünya için yeni görüşlerin tarihi değildir. Fakat bütünü ile Türkiye için yeni ve gerçek yaratışları hazırlayan eserlerin tarihidir” tespiti ya da Şerif Mardin’in Jöntürklerin Siyasi Fikirleri’ne “Önsöz”de dile getirdiği “19. yüzyıl Türk düşünce tarihinden bahsetmek mümkün değildir. Ancak bir 19. yüzyıl düşünce sosyolojisi’nden bahsedebiliriz” tespiti sık sık dillendirilir. Nitekim on dokuzuncu yüzyıl İslâm-Osmanlı kültürünün modernlik arayışlarının, toplumsal-kültürel yaşamın pratik sorunlarına çözüm üretmek ve kaçınılmaz yeniden-yapılanma sürecini gözetmek amacıyla Batılı pratikleri belirliyor görünen teorik modellerin ya da düşünce sistemlerinin aktarılıp öğrenilmesini –hatta benimsenmesini–zorunluluk telakki etmesi, Tanzimat sonrası Türk düşüncesini temelde aktarmacı, uygulamacı bir sürece dönüştürürken, felsefeyi modern kazanımlarıyla yeniden inşa çabalarını da benzer şekilde tarihsel-politik-ideolojik alımlama kalıplarıyla birlikte şekillenen ve nihayet kurumsallaşan bir sürece dönüştürmüştür. Özellikle sürecin erken evrelerinin belirgin karakteristiği “gecikmişlik”, “hayatilik” ve “ivedilik” olunca, Türkiye’de çağdaş felsefenin gelişimi açısından sonucun, elbette başlangıçta, intikal edilmek istenen yeni dünya ve değerlerin köklerinden habersiz, geri-beslemeden yoksun bir yönelim çerçevesinde naif, tepkisel, yüzeysel, duygusal, pragmatik bir aktarım ve eleştiri etkinliği olması kaçınılmazdır. Tebliğimizde Geç-Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemi başat felsefe hareketlerinin Batılı felsefelerle (Fransız Aydınlanmacılığı, Pozitivizm, Materyalizm, Spiritüalizm, Bergsonizm, Pragmatizm, Romantizm, İdealizm, Yeni Ontoloji, Marksizm vb.) ilişki biçimlerini ve Türkiye’de felsefenin kuruluşu açısından sundukları imkânları tarihsel-politik-ideolojik alımlama kalıpları çerçevesinde sorunlaştıraşacağız. Çok sık söylendiği üzere felsefe etkinliğini kuran şey kavram oluşturma, icat etme ve üretme pratiği ise ve bu pratiği otantik kılan şey özgüllüğü ise, tartışmamız felsefe geleneğimizin otantikliği ve Batı dışında felsefe yapma imkânı sorusuna da odaklanacaktır. Tartışmamız ayrıca bir felsefe dili olarak Türkçe, Türkiye’de felsefe eğitimi gibi konuları da kapsayacaktır.

Okuma Önerileri:
Hilmi Ziya Ülken, Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi
Hilmi Yavuz, Felsefe Yazıları ve Edebiyat ve Sanat Üzerine Yazılar
Osman Kafadar, Türkiye’de Kültürel Dönüşümler ve Felsefe Eğitimi
Rahmi Karakuş, Felsefe Geleneğimiz
Rahmi Karakuş, Felsefe Tasavvurumuz: Darülfünun’dan Üniversite’ye Türkiye’de Felsefe
Ayrıca Osmanlı Felsefe Çalışmaları dizisinde (Editör: Ali Utku, Çizgi Kitabevi Yayınları) yer alan, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye’de modern felsefenin kuruluşu sürecine doğrudan müdahil kurucu aktörlerin metinleri de okunabilir.
 

Katılım ücreti: 500TL


Seminer saatleri:
Perşembe 18 00 -20 30,
Cuma, Cumartesi, Pazar: 09 00- 12 00